18 Ağustos 2020 Salı

Korona günleri (1)

Bir saptama...

         Korona günleri devam ediyor, artık beşinci ayımız dayız.  Daha ne kadar sürecek bilemiyorum .  Bizim sitede'de hastaneye  yatırıla iki kişi var , bu haber  bakanlığın  yalan bilgilerinin arasından yumruk gibi hissedildi.  

         Nazlı içerde  Amerikayla,  yeğeni ile ko  nuşuyor ve bunu neredeyse düzenli her hafta yapabiliyor . Dünya küçüldü, ne güzel teknoloji  şahane diye düşünürken, bu sanal yada fiziki hızlı iletişimin ne kadar da bela  olduğunu anladık.  Dünya  gerçekten küçüldü, Çin'de ortaya çıkan virüs  neredeyse iki ayda tüm dünyayı ele  geçirdi. Geçti  geçiyor derken birden öyle olmadığını anladık. Mutasyonun kötü yönde olduğuna  dair  haberler  her  yerden  duyulmaya başladı.   Kendimi ülkenin günlük siyasetine yönlendirmeye  çalışsam da, olmuyor. Gerçek duvar gibi önümde, yok sayamıyorum .Güven duygumuz artık yerlerde...

         İnsanlık sadece insanlığın başındaki bu belanın altından kalkabilecek mi?   Şüphelerim artık çok yoğunlaştı.   Hep bahsedilir ya kıyamet gelecek diye,  tüm  dinler  neredeyse  ortak  ağızla  kıyametin  geleceğini  muştular.  Belkide Dünya büyük tarihinde defalarca yaşadığı sıfırlama yı tekrar yaşayacak.  Yalnız bu sıfırlamalar  üzerinde çok az  canlı bırakacak kadar sert olmuş şimdiye kadar. Bu seferki sadece insanlığı yok edecek gibi. Yani dünyanın defalarca yaşadığı sert dönüşümler gibi değil, sadece insanlığın  yokluğunda dünyanın güzelleşeceği şekilde yumuşak olacak. Dünya sadece insanoğlundan sıkıldı, onu istemiyor. İnsanoğlunun  bu dönüşümden  hasarla kurtulabilmesi köşeye sıkışmış küçücük  BEN lerin  galiba son isteği.   Doğaya dönmek, gelişeceğiz diye kaybettiğimiz  yada dünyaya kaybettirdiğimiz fiziki  ve ruhi  değerlerin farkına varabilirsek...Pek tabi bu şu an pek mümkün gibi gözükmüyor, tarihin de anlattığı gibi insanın fıtratın da (!) bu yok. Hep daha çok isteyen insan artık çok da hızlanmış bir şekilde Dünyanın başının belası haline geldi... Çok sert ama  ben artık bu fikirdeyim.  


 


14 Ağustos 2020 Cuma

MÜFLİS TÜCCAR :)

   


        " Müflis tüccar " eski hesapları karıştırırmış. Ben de eski yaptıklarıma döndüm. Geçmişte yapıp da kenarda köşede kalmış kendimce unutulmuş saydığım ürünleri yeniden hatırlamak istedim.Bunlardan biri de dalda kuş figürü. Ne zaman yaptığımı hatırlamadım, pek de önemi yok aslında yapmışım işte. Böyle sert ifadeler kullanmak  sıradan oldu bu kovit günlerinde. Herkes değişti en yumuşak huylular canavar ,en canavarlar ise pamucuk....

 

             Evde  zamanımızı  geçiriyoruz.  Sabah kalkıyoruz,  kahvaltı ediyoruz. Tv yi açıyoruz,  haberleri izlemeyi bıraktık yeni medyaya döndük. Sırayla  yutub,  feys,  instoş,  netfiliks  derken akşam oluyor. Yemek ye çay iç, kahve iç bu arada yeni tadlar dene... Hayat değişti....                                                       

             Bu yeni bulduğum tavan aydınlatması. Ağaç kütüğünü verevine kesip içine üç delik açmışım. Deliklere birer duy yerleştirip içine de çin malı led ampuller koymuşum. Bir güzel vernikleyince bu aydınlatma ürünü ortaya çıkmış. Güzel de yapmışım yav... Neyse, şu anda balkonumuzu aydınlatıyor , yanlız meretin lümeni çok. Tavsiyem led ampullerde  gün ışığı sarı ışık kullanmanız...😉

             Bilgisayarı açtım derinliklerine daldım ilk çıkanlarından en son model Sd modellerine kadar muhtelif bellekler almışız zaman içinde. Hepside nerdeyse tam randımanlı çalışıyorlar. Afferim bize . Yeni nesil bizim kadar mal kıymeti bilmezlermiş gibi geliyor bana, biz eşyalarımızı temiz kullanıyoruz sanki...

              Bir kartal kondu gözümün önüne.  Arkasını dönmüş bakanlarına...Mağrur,  birazda kızgın ama arkasını da kollayan  bi havada.... 


Ardından başka bir kartal buldum, çerçevesine bile sığmayan, gözünü hedefine dikmiş , göl üzerinde dalışa geçmiş... Bu kartal merakı da nedir arkadaş.  
Bir bilene bir pisikoloğa sormak lazım 😉, usumun derinlerinde   kartal ne anlama gelir? Evet bu kartal artık kızımın evini süslüyor...


26 Nisan 2020 Pazar

Korona günlüğü....

               Zaman akıyor.... Hissettiğim sadece zamandaki düzleşme, gerçekten böyle hissediyorum. Buraya bu notu koyarken  janjanlı laf ederek giriş yapma isteğim yok , gerçekten  hissettiğim
sadece "DÜZLÜK"
               Bilgisayarı açıp eskileri karıştırdım.  İçlerinde sanırım unuttuklarım varmış. Bide yarım kalmış zorla tamamladığım birkaç yakma, boyama işlerimi bloğa  ilave ettim. Balkon atölyesine giremiyorum , girsem de genellikle  boş, boş oturup çok küçük basit işler yapıp ortamı terk ediyorum.
Sanırım herkes benim gibi....😒



         Ağaç oyarak  serbest  çalışma. Yine çam ağacı kullanılarak yapıldı. 
Yin / yang  gibi de  , değil gibi de....
Neyse yorum tabii ki izleyenlerin....














Balık olarak düşünülmüş lakin yorum yine izleyenlerin.....

Burada pek yoruma mahal yok. Ben Denizlinin çok  ve uzun öten Horozu diyorum...





















            Buradan sonra benim oldukça beğendiğim  iki çalışma var. İkisi de zevk alarak yaptığım, keyifli ürünler. Lakin sonra fark ettim bazı insanlar bu tür objelere pek de keyifle bakamazlarmış.              Tripofobi  diye bir  fobi varmış ve buna delik fobisi de deniyormuş.  İnşallah kimsede bu tür bir etki yapmaz. Malum zaten travmalı günlerdeyiz kimseyi rahatsız etmek istemem....😉






                       Sıra zorla tamamlayabildiğim , daha doğrusu çoktandır yakma işlerini bitirip de bir türlü renklendiremediğim illüstrasyonlara geldi. 

Traktör


Tramvay


Biraz sonra gazlıcazzzz....


Pejoyu da pek severim....


Şu karavan özlemi de bitmedi arkadaş...

Üç tekerlekli acayip bişey. Ama sevimli....


İnsanın babası asker olunca aklı askeri araçlara da kaçabiliyor😐 


Çocukluğum da az para kaptırmadım bu aletlere. Bi tur , bi tur daha  derken harçlığım biterdi. Eve gelince zincirden yağlanmış paçaları anneme anlatmak, o da ayrı bir dert....


Venosolek derdik bu motor takılmış bisikletlere. Pek tutmadı bu alet .  Sanırım güçsüz olduğundan....














19 Mayıs 2019 Pazar

Gondola Toscana (1890), ilk yabancı modelim


       GONDOLA TOSCANA (1890) 




          Bu tekne ile günümüz Venedik Gondolu arasında benzerlik yok,  fakat "Gondol"  İtalyanların çok eskiden beri kullandığı bir tabir.   Belgelere göre, ilk  gondollar  1094 yıllına kadar gidiyor. 1261 yılındaki   kayıtlarda 12 kürekli olanlarından bahsedilmektedir. 



       Dolayısıyla, İtalyan kıyılarında çok uzun zamandır kullanılan bu teknenin balıkçılık, büyük gemiler için hizmet teknesi,  insan ve mal taşıma işini gördüğü söylenebilir.






          Benim   uyguladığım   plan, 1890 yılında yapılan boyu  8,18 m'den uzun, 3 çift küreği olan, rüzgara göre yeri değiştirilebilen farklı boylarda direğe sahip bir tekne.  Akdeniz'de rüzgara   göre direk yerinin değişebildiği  Latin yelkenler çok yaygın.  Bu gondol 1930 yılına kadar yelkenli balıkçı teknesi olarak kullanılmış.


İnternet araştırmamda bu tekneden iki tane daha rastlayabildim.   
Bunlardan   birisi  Fatih Karalar' a aitti ve onun görselleri çok işime yaradı.









Örneklerin az  olması  bu  tekneyi  
seçmemde  çok  önemli motivasyon kaynağı oldu. 
















 Modelin  postalarında  4 mm kavak  kontra,  sarımda  ise  benim  tekniğim olan lamine  kaplama çıtalarını  kullandım.  Aksesuar  olarak, sadece  tahta  kova ve bakır   lamalar  benim  plana  ilave ettiğim   ayrıntılardır. 
  




         Bu tekne ilk yabancı modelim. Plan dışındaki her şey yine bana ait. Her zamanki gibi hazır kit kullanmadım,   her parça elimden çıktı. Boyalar akrilik,  en  son parlak vernik ile modeli  bitirdim.





5 Mayıs 2019 Pazar

Fırından taze çıkan İntarsia ....Dalda kuş...


     Dala konmuş kuşumuz, aslında güle konacaktı hıdrellez niyetine....
     Lakin bulabildiği çiçekli dala kondu mecburen. Biraz uğraştırdı bu sefer, çok küçük parçaları var.  Kesimi, tesfiyesi, zımparası  bir de  ağacın üzerine montesi;             iki de detay koydum, görün fakirin çilesini diye😊        






3 Mayıs 2019 Cuma


                             TAKA

         Merhaba...

         Karadeniz yapımı bu tekne ile tanışmam çocukluğumu geçirdiğim Sinop'ta oldu. İskelede bağlı, ya da tersane mahallesinde kalafata çekilmiş halde gördüğüm  teknenin yeni yapılmış  halini hatırlamıyorum. Boyası bozulmuş,eski püskü, çalışan,emekçi hali benim çocukluğumun unutulmazı. Bu teknenin  balıkçılık için de  kullanıldığını biliyorum.  Benim hatırladığım, belkide hayal ettiğim şekli sadece yük taşıyan cefakar, fakir insanların ekmek teknesi. Sahilde dolaşırken rastladığım, içinden üstü başı yağ pas içinde çıkan insanların olduğu, motorlarının  çalışması için ucundan alev püsküren pürmüzlerle ilk hareketin verildiği KOCAMAN gemiler... 
         Bazılarını ise açıkta görürdüm, yelken basmış bedava giden gemiler...
         Kocaman gemiler diyorum, galiba ben çok küçüktüm de,  benim için deniz ve takalar çok büyüktü. Sonuçta  bu takalar benim çocuk dünyamın KOCAMAN GEMİLERİ.....
          Maket teknemin boyu  35, yüksekliği 15 cm; küçük bir maket boyu. Mehmet Gazali Özkasım'ın  planından faydalandım . Planı biraz küçülterek uyguladım.
         Plandan başka her parça benim el emeğim. Malzeme olarak, postalarda 3 mm kavak kontraplak kullandım. Teknenin sarım işini kesilmiş çıtalarla değil de ahşap kaplamada kullanılan plakaları 2 yada 3 kat birbirine yapıştırarak yaptım. Sarımda, plakalardan 1 cm eninde kestiğim  çıtaları kullandım. Bu teknik benim çok severek kullandığım bir  yöntem. Çıtanın esnekliği, kolay kullanımı, istenen ağaç çeşidine  erişim işimi çok kolaylaştırdı.

        Ağaç olarak çam  kullandım. Gereken yerlerde Çam malzemenin üzerini kaplama plakaları ile kapladım. 
Yapıştırıcı olarak Bali, ağaç tutkalı ve olmazsa olmaz  Japon yapıştırıcısı kullandım. 
         Usturmaça olarak kullanılan eski araba lastikleri de ağaçtan oyulup lastik dişleri de üzerine işlenmiştir.  İskele tarafına bir  sintine el  pompası,  sancak tarafına da egzoz borusu koydum. 
         Ambar  kapağını parçalı ve her birine tutacak yerleri ilave ederek yaptım. Başaltı deposunun ve motor bölümünün de kapakları mevcuttur.
         Teknenin önündeki halatlı çapayı da yine  ahşaptan oyarak yaptım. Hatırladığım şekilde,  eski püskü ve boyasız mat vernik ile  sonlandırdım.

          Sinoptayız, mallum her asker ailesi gibi bizde yıllık izni memleketimizde geçirmek isteriz. İstanbul'a gitmenin bir  yolu da deniz yolculuğu. Ege vapuruna bineceğiz ama deniz kabarık, kaptan iskeleye yanaşamıyor. Tek yol bu takalarla gemiye ulaşmak. On yada onbeş yolcu takanın açık ambarına doluştuk. Mendirekten çıkana kadar sorun yok. Köşeyi dönünce al sana haşin Karadeniz. Her dalgada denizi yiyip ıslanıyoruz. Dalganın çukuruna girince Sinop kayboluyor. Yavaştan korku sesleri başladı. Reis sonunda bağırdı "Kimse kıpırdamasın" durumu anlatabildim mi? Hepimiz, babam dahil patates..... Neyse, bağırış çağırış geminin merdivenine geldik ama daha iş bitmemiş.Dalga yükselince iskele merdivenine yaklaşıyoruz bir kişi anca atlıyor  ve tekrar uzaklaşıyoruz . Bu şekilde teker teker valizler de dahil gemiye bindik. 

          Size bu Takalarla olan anımı da böylece anlatmak istedim.... 

18 Nisan 2019 Perşembe

Tenezzüh sandalı...:)




SANDAL


         Çok zamandır ilgilendiğim (yaklaşık 20 yıl), lakin göz önüne pek çıkarmadığım bu uğraşımla  sizi tanıştırmak istiyorum. Model tekne yapımı, çok zevk aldığım, ağaç kokusunu içime  çekebildiğim, ince ince çalışabildiğim bir iş. Planları araştırıp bulmak, arşivlemek, seçtiğim modeli uzunca süre hayal ederek inşa etmek çok zevkli. Sandal, ilk yaptığım modellerden biri. 

       Ayna kıç, kürek için düşünülmüş bir kayık. Keyifli mehtap gezileri ve aslında balık tutmak için yapılmış suya uygun dengeli bir tekne. 

        Farklı planları inceleyerek esinlendim ve sonuçta ortaya özgün bir tekne çıktı. 


               Çok aksesuar ilave etmedim. Kürekler, dörtlü  çapa, halat ve ilerde yapımını anlatmak istediğim  tahta kova.



             Model tekneciliğe  bir çok modele aynı  zamanda       girişerek başladım. Maymun iştahlılık, acelecilik veya merak;  nasıl adlandırırsınız bilemem. Balkon tersanesinde şu anda kızakta birçok tekne var.



           Postaların yapımında 4 mm  kavak kontra kullandım. Kaplama çıtalarını  geliştirdiğim bir teknik ile yaptım. Çok kolay bir teknik, ilerde onu da anlatmak isterim.

           Kesme işinde kıl testeresi, yapıştırıcı olarak da Japon yapıştırıcısı veya  bali kullandım. Teknelerin hiçbirinde hazır aksesuar kullanmam, her parçasını ahşaptan oyarak kendim yaptım. 


Sandal bitirdiğim ilk modellerden, bu yüzden eksikleri çok. Zaman içinde bir çok tekniği geliştirerek, çoğunlukla da ustaları izleyerek bu keyifli hobiye devam ediyorum. 




Rastgele....